Yürek Çağrısı

Güzel bi blog

TRT BU SESE KULAK VER

31/7/2006


www.aleviweb.com forumunda başlayan güzel bir kampanya

Kategori: (Belirtilmemiş) | Yorum (yok) | Yorum yaz! | Bağlantı


Saçlarım tutuştu önce, gözlerim yandi kavruldu

31/7/2006
Sizlere seslenen sesim, duracak birazdan biliyorum. Ellerim yanacak , küllerim havaya karışacak. Söyleyin, sesimi duyan var mi ?



Sesimi Duyan Varmı ?

 

Ben bir bebegim, yeni yeni hayata adımlar atmaktayken bir gece bombalarla uyanıyor çığlıklarım, çığlıklarımız !

 

Kundakta ağlamaktan sesim kısılmış. Dudaklarım kupkuru annemin memesini bekliyorum bir parca süt emebilmek için Lübnanda !

 

Olan bitenin farkında değilim, tek beklentim karnımı doyurabilmek, annemin sıcaklığını hissederek. Sarılıp sıkıca annemin memesine, bastırıp dudaklarımı doyasıya emebilmek sadece.

 

Annem yatiyor upuzun uzanmıç yanımda, saçları yüzünde kızıllaşmış. Minicik ellerimle annemin yüzünü açmaya yelteniyorum. Dokunuyorum yüzüne yanaklarına , kan bulasıyor ellerime, Babamı ve kardeşlerimi görüyorum annemin ayak uçlarında.

 

Elerimle tutunarak ayaga kalkmak istiyorum, abimin  bacaklarına dolanıp üstüne düşüyorum  abim yatıyor sessizce. Gülümsüyorum onu

 

Görünce. Yanıbaşinda  bulduğum oyuncak bebegi alarak ona uzatıyorum „ hadi gel oyanayalım , der gibi  sesi çıkmıyor bakmıyor yüzüme abim, küstünmü bana abi diyecekken kan bulaşıyor ellerime abimin yanaklarından !

 

Yaşamımın ilk 18. ayında gördüğüm ve tanımakta zorlandığım kırmızı sıvı kan, babamın gövdesinde  üstüme başıma bulaşıyor.

 

Her yan toz duman, evimiz kocaman kocaman taşların altında kalmış.

 

Ailem kocaman taşların altında, üstü başı kan içinde!

 

 

18 aylık ken ellerime bulaşan   kan Sehrimi Lübnanı sarmış.

 

Emzikleri ile atılanbombalardan ölenler , ölü bir şehir Lübnan !

 

 

Sana sesleniyorum , uzaktaki arkadaşım sana !

 

Ben her sabah bomba sesleri uyanarak, her basılan tetikte can veriyorum.

 

 

Sizlere sesleniyorum uzaktaki büyüklerim!

 

Ben her sabah çığlıklarla uyanarak ölümden kaçan insanlarımı görüyorum.

 

Yarım kalmış hayatları, taş altında kalan bebeleri görüyorum. Küle karışmış gözleri.

 

 

Anneme seslensem duymaz beni artik biliyorum.

 

Size Sesleniyorum Anneler !

 

Biz burda Lübnan da her sabah Ölüm yiyor ölüm içiyoruz süt yerine.

 

 

Söyleyin!

 

Söyleyin bana, sizler ne yapıyorsunuz şimdi, oralarda uzaklarda.

 

Cocuklarınızın  ellerinden tutup parklaramı götürüyorsunuz, giydirerek en güzel elbiselerini.

 

Yalnızca sohbetlerinizdemi yazık oldu bize.

 

Babalar ölüm kusan bombalar sohbetlernizin neresinde şimdi.

 

 

Sizlere seslenen sesim, duracak birazdan biliyorum.

 

Ellerim yanacak , küllerim havaya karışacak .

 

Söyleyin Sesimim Duyan Varmi ?

 

 

Saçlarım tutuştu önce

 

Gözlerim yandı kavruldu Bir avuç kül oluverdim

 

Külüm havaya savruldu.

 

 

Mahmut Akgül


www.alevi.com

Kategori: (Belirtilmemiş) | Yorum (4) | Yorum yaz! | Bağlantı


KARANLIĞA KÜFÜR EDECEĞİNİZE KALKIP BİR MUM YAKIN!

31/7/2006
Hüseyin DEMİRTAŞ

Araştırmacı-Yazar Gülağ Öz’ün Alevilerin Sesi’nin Temmuz-Ağustos sayısında “Tarih Boyu Aleviliğin Yok Edilişi ve Asimilasyona Direnen Kütahya” başlıklı çok güzel bir yazısı yayınlandı. Kültür Bakanlığı’nda şube müdürü olarak çalışan Öz, bu sene halk kültürü değerlerini araştırmak üzere beraberindeki uzman ekiple birlikte Kütahya’ya gitti. İl merkezine ve ilçelere bağlı köyleri hemen hemen tek tek gezerek folklorik veriler toplayan Gülağ Öz, bu çalışmasının arasına büyük bir özveride bulunarak, Alevi köylerini de sıkıştırdı. Bu sayede Kütahya’ya bağlı 35’e yakın Alevi köyü hakkında oldukça ilginç ve değerli bilgiler ortaya çıkardı.

Gülağ Öz’ün Alevilerin Sesi’nde yazdığı makale dışında, Kütahya Alevileri ile ilgili elde ettiği sonuçları kitaplaştıracağı müjdesini merak edenlere ilettikten sonra asıl konumuza gelelim.

Yukarda adı geçen makale Alevilerin mevcut durumu, eritilmeye mazur bırakılmaları bakımından çok değerli bilgiler içeriyor. Bunlardan biri Gülağ Öz’ün Kütahya’nın Hisarcık İlçesi’ne bağlı Şeyhler Beldesi’nde edindiği izlenimlerde ortaya çıkıyor. Öz’ün araştırma ve incelemeleri sırasında görüştüğü Şeyhler Belediye Başkanı Medet Demirbağ, özellikle bölge Alevilerinin asimilasyonunun önüne geçilebilmesi için çok hayati önemde bulduğum öneriler getiriyor. Şu anda beldede var olan iki eski cemevinden sonra büyük bir cemevi inşa ettiren Demirbağ, Aleviliğin yok olmaktan ve Alevilerin de Sünnileşmekten kurtuluşunun, lise ve üniversite öğrencileri için yurt, dershane ve özel okul açmaktan geçtiğini söyleyerek, aksi takdirde gençlerimizi Nurcu ve Süleymancıların kaptığını belirtmiş.

Beldenin iki dönemdir belediye başkanlığını yapan ve iki oğlu da üniversite öğrencisi olan Medet Demirbağ yerden göğe kadar haklı. Zaten her şey üst üste geliyor. Gülağ Öz’ün Demirbağ’dan aktardığı bu önerinin yer aldığı makalenin daha mürekkebi kurumadan benzer bir şikayet Tunceli’den geldi. Nitekim Tunceli’de Nurcuların en büyük ve güçlü kanadı olan Fethullahçılar bir özel dershane açmış ve fakir Alevi çocuklarına bedava üniversiteye hazırlık kursu veriyorlarmış. Dershaneye bağlı bir de yurt açmışlar. Burada kalan ve dershaneye devam eden Alevi öğrencilerden bazılarının velileri dini telkinler yapıldığından ve fakirliklerinin suiistimal edilerek Sünnileştirildiklerinden şikayetçi olmuş.

Veliler ne söyleseler haklılar, çünkü onlar fakirler. Ellerinden şikayet edip, sızlanmaktan öte bir şey gelmiyor. Lakin genel olarak Aleviler bu tür şikayetleri dillendirmekte haksızlar. Çünkü ağlamakla ve şikayet etmekle bu tür sorunların çözümü mümkün gözükmüyor. Hem burada işin içinde devlet filan da yok. Fethullahçılar örtülü veya açık devlet, ABD bağlantıları bir yana sivil dini bir oluşum. Türkiye’yi bir kenara bırakın dünyanın dört bir yanına mensuplarının kendi imkânlarıyla okullar, dershaneler hatta üniversiteler açmışlar. Oralarda da haklarını yemeyelim, hem iyi ve kaliteli bir eğitim imkânı sunuyorlar hem de arada misyonlarına bağlı, dini ve dünyayı iyi tanıyan elit insanlar yetiştiriyorlar.
Bu da şu anlama geliyor; ey Aleviler olur olmaz her şeye itiraz etmeyin. Asimilasyona karşı kendi kendinize alabileceğiniz önlemler var. Bu önlemleri hayata geçirmekte de artık gecikmeyin. Yani karanlığa küfür edeceğinize kalkıp bir mum yakın! Fethullahçılara, Süleymancılara ve Nurculara kızıyor musunuz? Evet kızıyorsunuz. Belki insan olarak onlara karşı değilsiniz ama eğitim işinin arasına sıkıştırdıkları dini propagandadan hazzetmiyorsunuz. Öyleyse ne yapacaksınız? Onların yaptığının aynısını yapacaksınız ki, gençlerinizin onlara yem olmasını önleyesiniz!

Kuşkusuz eğitim Türkiye’de yaşayan herkesin sorunu. Eğitimde bölgesel ve sınıfsal eşitsizlikler diz boyu. Zengin ve yoksul arasındaki makas gittikçe açılıyor. Alevilerin de okula giden çocukları olduğuna göre, eğitim onların da en büyük problemleri arasında. Ancak Alevilerin Sünnilere göre, artı bir problemi var. O da hem Sünni nüfusa nazaran daha fakirler, hem de çocukları okullarda zaten din dersleri ve Türk-İslam sentezci anlayışla verilen diğer dersler aracılığıyla durmadan asimile ediliyor. Hatta bazı okullar Alevi çocuklarının beyinlerini iğfal etme merkezi gibi çalışıyor da denilebilir. Bundan olsa gerek Orta Çağ’da Hıristiyan papazların yüz yıllarca meleklerin cinsiyeti üzerine biteviye tartıştıkları gibi, birçok Alevi çocuğu ve genci de yıllarca Alevilikte namaz var mı yok mu diye sonu gelmeyen çatışma ve tartışmalarla ömür çürütmektedir.

O halde yapılacak bellidir. Nasıl Fethullahçılar, Süleymancılar vs. mensuplarının gerek potansiyel maddî kaynaklarını bir araya getirip, gerekse var olan kaynakları geliştirerek devasa eğitim kurumlarını meydana getirdiyse, Aleviler de benzer metotlarla aynı sonuçlara ulaşabilirler.

Bu alanda görüldüğü gibi büyük bir boşluk var. Buna karşılık bu boşluğu, eksikliği kapabilecek ekonomik potansiyeli de var artık Alevilerin. Çünkü Alevi nüfus 1950’lerde olduğu gibi kırsal/köylü ağırlıklı değil. Bugün çoğunluk kentlerde yaşarken ve genel olarak orta sınıfı teşkil ederken, zaman içinde Alevilerin elinde de belli bir sermaye birikimi oluştu. Üstelik Avrupa’daki Alevi diasporasının maddî gücü de yabana atılır cinsten değil. Mecrasını bulamayan su gibi, akacak yer arıyor. Ayrıca elde yeterli oranda nitelikli insan gücü de var. Çünkü öğretmenlik Alevilerin kentle tanışmasıyla birlikte hep en çok tercih edilen meslek olma özelliğini korumuştur.

Kısaca elinde az veya çok sermayesi bulunan, mesleği eğitimcilik olan Alevilere ağlamak yerine elini taşın altına sokmak ve eğitim alanına yatırım yapmak düşüyor. Bu iş için mutlaka büyük meblâğlara sahip olmakta gerekmiyor. Tek yapılacak şey, mademki Aleviler ortaklık ve paylaşım kültüründen gelir deniliyor, bu temelden hareketle farklı ellerde toplanan küçük küçük birikimleri bir araya getirme becerisinin geliştirilmesidir. Çok ortaklı şirketlerle bu işin ucundan bir tutulduğunda arkası kesinlikle gelir. Türkiye’nin hemen her yanına yayılmış olan Alevi dernekleri de eğitim seferberliğinin öncülüğünü yapabilir. Korkulmasın, sabırlı ve kararlı olunsun yeter ki. Bu işler zaman işi. Fethullah Gülen 1970’li yıllarda İzmir’de etrafındaki bir iki küçük sermaye sahibini cesaretlendirerek başlattığı okul ve dershane kurma harekâtıyla 30 yılda eğitim alanında “devlet içinde devlet”, hatta imparatorluk gücüne erişti. Medyada geldiği yer keza öylesine…

Tabii ki, onun yaptığı salt bir ekonomik faaliyet değildi. Kendisi dini bir hareketin lideriyken, bağlılarının iman, hayır etme ve davaya hizmet potansiyellerini harekete geçirdi. Zaten bu işe el atacak Alevi girişimcilerin de sırf ticarî çıkarlarını düşüneceklerse, toplumsal katkı bakımından pek fazla başarılı olmaları beklenemez. Biraz hatta baya baya aşk, iman ve hizmet yapma olacak bu yola baş koyacak kişilerin içinde. Gerektiğinde fedakârlıkta edecekler. Kayıpları da olacak ama yılmayacaklar.

Buna karşılık yine de “ben kârımı bilirim arkadaş” diyenlere bile özel dershanede çalışmış biri olarak bir müjdem var; eğitim sektöründe her iki amaca (ticarî kâr ve yola hizmet-hayır faaliyeti) ulaşmak isteyenlere de yeterince “ekmek” var. Zira eğitim zenginden alıp fakire vererek yasal anlamda Robin Hood’luk yapılabilecek belki de tek alan. Açacağınız özel dershane, okul ve üniversitede maddî durumu iyi olandan para alırsınız, oluşacak hâsılatın yüzde15 veya 30’unu da yoksulları bedava ya da sonradan ödemeli burslu okutursunuz. Bu yüzde 15 ilâ 30 arası fakir kontenjanı da zaten Alevi kesimin eğitim yarasını önemli oranda iyileştirir.

Uzun tiradı keserek söylenebilecek tek şey şu; Ey Aleviler, ister kendinizi fakir isterse zengin diye sınıflandırın, şu devirde çalışabildiğiniz bir işiniz varsa, şanslı ve hatta zengin bile sayılırsınız. Zira çalışan biri mutlaka az veya çok tasarruf yapabilir. Bu da miktarına bakılmaksızın sermaye demektir. Sermaye olmasının ve yatırıma dönüşmesinin tek şartı da, farklı ellerde atıl şekilde durmak yerine belli amaçlarla ve bu amaca dönük oluşturulacak güvenli projelerle bu birikimlerin bir araya getirilmesidir. Yani dilinizden düşürmediğiniz “çokluk içinde birlik, birlik içinde çokluk” ilkesi becerebilirseniz burada ete kemiğe bürünür. Böylelikle o önemsiz gözüyle baktığınız küçük tasarruf, hem büyüyüp sizi daha da zengin kılar hem de sahipleri aynı kalmak kaydıyla tek elde toplanan bu tasarruflarla verilecek iş-hizmet, başkalarının bu ihtiyacını kapatması yetmezmiş gibi, ayrıca oluşan bu mutlu sonuçtan manevî-ahlâkî-toplumsal bir haz duyarsınız. Daha ne istersiniz şu fani dünyada?

Ne duruyorsunuz öyleyse?

Derhal eğitimin her alanında faaliyet göstermek için cesaretinizi toplayarak harekete geçiniz. İleriyi görün. Vizyon sahibi olunuz. Yoksa bu çağda Alevi olarak ayakta kalmak daha zor. Yolunuza, neslinize sahip çıkacak kendinizden başka arkanız da ne kendi devletiniz ne de yabancı bir güç var. Kaderinizi ancak kendiniz değiştirebileceksiniz. Atın korkuyu, tembelliği üzerinizden. Bozun konforunuzu. Riziko almayı öğrenin topluca, bakın neler oluyormuş olmaz sandığınız!

“Biz böyle iyiyiz, git işine rahatımızı bozma!” derseniz o zaman yoktur Fethullahçı’dan, şundan bundan çocuklarımızı zehirliyorlar diye şikâyet etmeye hakkınız! Sizler sıcak yataklarınızda pineklerken, onlar sizin fakirinizi okutuyorsa da helâl olsun demek düşer bize! Hadi kalkın öğlen oldu.

Açacağınız eğitim kurumlarının adı da bizden olsun: Alev Dershaneleri, Kalender Öğrenci Yurdu, Hünkâr Koleji, Nefes Özel Lisesi, Şahım Özel İlköğretim Okulu…
Keza Sivas’a Pir Sultan Abdal Vakıf Üniversitesi, Antalya’ya Şahkulu Üniversitesi, Hacıbektaş’a Hacım Bektaş Veli Üniversitesi yakışmaz mı?
Hayal mi bunlar? Elbette değil. Dün Alevi televizyonu hayaldi. Bugün değil. 3 tanesi yayında, biri de kurulma aşamasında. Biraz daha gayret, içten istenince oluyor demek ki…

Sadece Aleviler büyük düşünmeyi ve bu düşünceleri pratiğe geçirmeyi “denemeyi denesinler” yeter de artar Ferhat gibi dağlar aşmaya…

İşte o zaman yeryüzü cenneti bile kurulur.


Aleviweb.com forumundan Onurcan'dan alıntıdır.

Kategori: (Belirtilmemiş) | Yorum (1) | Yorum yaz! | Bağlantı


Yürek Çağrısı

31/7/2006
Dalların sevdası düşmüş toprağa
Umutlar sığmıyor meydanlara
Gözlerinde umut yüreğinde aşk
Bağdaş kurar mısın soframa

İsterim ki senden isterim ki
İnancıma aşk zindanında aşık olasın
Yürüyesin gönlümün yollarına
Sarasın beni sarasın

Mendilinde öfke, çıkınında bilinç
Uykusuz kalır mısın kitaplarıma
Dudağında alev, avucunda sevinç
Kulak veriri misin çığlığıma?

İsterim ki senden isterim ki
Yılgınlıkta inanç, zulme karşı direnç olasın
Yürüyesin gönlümün yollarına
Sarasın beni sarasın

Besteci: Grup Yorum
Söz Yazarı: Adnan Yücel

Kategori: (Belirtilmemiş) | Yorum (yok) | Yorum yaz! | Bağlantı


Blogcu.com bir BERIL Tech hizmetidir.